# Kilolu olan yerlere çok fazla pırıltı ve ışıltı koyulmamalı, bunlar daha az kilolu olan yerlerde kullanılmalı.
# Saklamak istenilen bölgelerde mat kumaşlar kullanılmalı. Şişen ve kabaran cins yerine, akıcı kumaş seçilmeli.
# Asla organze kumaş tercih edilmemeli. Çünkü kişiyi olduğundan da kilolu gösterir.
# Pantolon boylarında uzun paça seçilmeli. Bu kişiyi ince ve uzun gösterir.Duble paçalardan kaçınılmalı.Çünkü bacak boyunu kısa ve daha kilolu gösterir.
# Kıyafetlerde dikkati çekecek renk geçişleri olmamalı,olabildiğince yumuşak geçişli, uyumlu renkler tercih edilmeli.
# Çok enine ya da küt kesimler yerine, yamuk kesimli, simetrik kıyafetlerin tercihi, bedeni daha ince gösterir.
# Elbise modeli seçilirken bedeni ikiye bölen kıyafetler tercih edilmeli.Önde toplama, fiyonk, ortadan nakış gibi...
# Tercih her zaman koyu renkten yana olmalı. Açık renk vücut hatlarını belli eder. İlle de açık renk diyenler; bunu yaka ya da kol gibi ufak detaylarda kullanabilir.
Göğüs ve bacaklar için
- Küçük göğüs için silikonlu sütyen kullanın. Eğer göğsünüz büyükse, toparlayıcı, kupları geniş ve bastırıp sıkıştıran sutyenler sizin için ideal.
- Bacaklarınız kalınsa toparlayıcı çoraplar giyinin. Piyasada ince gösteren likralı çoraplar var. Hatta yaz için de, açık ayakkabıyla giyilebilecek, külot ve ayak kısmı olmayan ince çoraplar üretildi.
- Sırt dekolteniz için de sırtı açık sutyenler bulunuyor.
- Elbiseniz hem askısız hem dekolte ise ve göğüsleriniz ufaksa, elbise içine göğüs kapları diktirebilirsiniz.
Popoyu küçültün
- Geniş basenlililer için toplayıcı sıklaştırıcı likralı çoraplar, dar basenliler için silikonlu korseler hayatınızı kolaylaştırabilir. Kenarları takviyeli bu korseler, kalçayı geniş ve şekilli gösteriyor. Kalçanız forma giriyor.
- Göbeğiniz ve karnınızın olması da sorun değil. Bele kadar yüksek çamaşır külotlar sert ve toplayıcı özelliğiyle fazlalıkları kapatıyor.
Bunlara dikkat!
- Kilolular koyu pastel renk giymeli.
- Kalın olan bölgelere koyu renkler gelmeli, zayıf bölgelere de açık renkler denk düşmeli.
- Göğsünüz büyükse, bu bölgede göz alacak işlemeli, pırıltılı şeyler olmamalı.
- Kiloluysanız kıyafetin çizgileri boyuna olmalı. Boyunuz kısaysa yine dikey çizgili kıyafetleri tercih edin.
- Boynunuz kısaysa, boyundan bağlı kıyafetlerden uzak durun.
- Büyük ve taraklı ayaklarınız varsa, ince bantlı ayakkabılar giymeyin. Önü sivri, kapalı zarif pabuçlar kullanın.
alıntı.
- Hiçbirimiz yılan gibi dümdüz bir forma sahip değiliz. Tabii ki saklamak isteyebileceğimiz kıvrımlar olabilir. Bu nedenle; vücuda yapışmayacak, hafif dökümlü kumaşlar tercih etmek her zaman avantajlıdır.
- Fazlalık olan bölgelerimizde süs, işleme veya dikkat çekici aksesuarlı tasarımlardan, parlak kumaşlardan uzak durmalıyız. Bu detayları gerçekten dikkat çekmek istediğimiz noktalarda kullanmak en güzeli.
- Çorabınızı, pantolon ya da eteğinizi ve ayakkabınızın rengini aynı renkte seçerseniz daha uzun boylu gözükürsünüz. Ayakkabılardan bahsetmişken, unutmayın ki düz ayakkabılar ne sizi ne de bacağınızı uzatmaz. İyisi mi siz ayakkabılarınızın yumurta topuktan biraz daha yüksek olmasını tercih edin.
- Moda diye çok kalın kemerlerle belinizi sımsıkı sarıp, vücudunuzu ikiye bölmeyin. Onun yerine, giysilerinizde dikey çizgiler ya da boynunuzdan sarkıtacağınız uzun eşarplar tercih ederseniz, daha uzun ve ince görünebilirsiniz. Kemerleri kullanmanın da bir yolu var elbet; kemerli kıyafetinizin üstüne giyeceğiniz bir ceket, ya da önü açık bir gömlekle giyiminizi tamamlandığınızda mükemmel incelikte bir bel etkisi elde edebilirsiniz.
- Kısa olduğunu düşündüğünüz boynunuzu V yaka formlarla daha ince ve uzun gösterebilir, uzun küpeler ya da uzun kolyelerin yanı sıra saçınızı yüz şeklinize uygun kesim ve boylarda tercih ederseniz yüzünüzü de inceltebilirsiniz.
- Kollarınız toplu diye kolsuz kıyafetlere küsmeyin, özellikle geceleri bir şala sarılarak veya bu sıralar sıkça gördüğümüz bolerolarla kolsuz kıyafetlerinizi de değerlendirebilirsiniz.
- Tek renk giyimin ince görünmeye katkısını biliriz bilmesine de sıkıcı olmak da istemeyiz. Sıkıcı olmak zorunda değilsiniz. Farklı dokuları kullanarak heyecan katın kıyafetinize. Mesela deri ile merserize ya da gabardin pantolon ile tweed ceket gibi seçimler yapabilirsiniz. Farklı dokularda renkler farklı tonlar sergiler. Ama mutlaka size yakışan renklerde alışveriş yapın. Yakışan renklerde giyinin.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
AYAKKABI ve BOTLAR
"İlkbahar, yaz", "yazbaşı, yazsonu" derken, sonbahar modası mağazlarda sergilenmeye başladı bile. Sonbaharın önemli akımlarından yavaş yavaş bahsetmeye başlayalım dedim. 2007-2008 Sonbahar/Kış aksesuarlarındaki akım nedir? Şöyle bir özetleyecek olursak, yeniliklerin cıvıl cıvıl renklerle temsil edlilmesi yanı sıra, aksesuarlar trendlerı eski kalın ve kaba hatlarla eskiye geriye dönüşte.
Bağcıklı botlar

Tasarımcılar bu modelin yanı sıra boğazlı ve önden bağlanan botlar tasarlamışlar. Fakat yine kuralımız canlı renkler. Siyaha bağlı kalınmamış. Botlarda da mavi, kırmızı, bordo, mor, dore ve lame renkler hakim.
Kalın platform ayakkabılar

ÇANTA
Çantaya gelince genel kuralım, ıssız bir adada stilimden bir haftaya kadar ödün vermeyecek kadar eşyayı sığdırabilmeliyimdir.Tasarımcılar son bir kaç sezondur bütün kadınların yeterince büyük çanta aldığını düşündüklerinden ve artık davetiyelere bavulla gidelemeceğini de göz önünde bulundurarak bize birde narin, şık, ve rengarenk bir alternatif olan ufak el çantaları tasarlamışlar.Hemen hemen bütün şovlarda modeller çantaları hep ellerinde taşıyorlardı. Şahsen Prada´nın ele geçen ufak çantalarına hayran oldum!

ÇORAPLAR



Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Moda tarihinin en ihtişamlı dönemi olan “Altın Çağ” Dior’un savaş yıllarının maskülen ve sade durgunluğunun ardından onunla taban tabana zıt bir stilde yarattığı feminen çizgideki “New Look” koleksiyonu ile tüm moda dünyasını peşinden sürüklemesiyle başladı. Dior’un dışında Balenciaga, Norman Hartnell, Balmain ve Givenchy gibi moda evlerinin de houte couture tasarımlarıyla varlık sergilediği “Altın Çağ” 1957’de Christian Dior’un ölümüyle son buldu. Ancak moda dünyasında Dior’un yaktığı o ateş 1950’lerin sonunda doğan dev moda markalarının dünya çapındaki başarıları ve 60’lı yılların genç devrimci ruhu ile devam etti.
Christian Dior’un “New Look” koleksiyonunu yarattığı 1940 yılların sonunda Paris’teki Balenciaga, Balmain ve Fath gibi moda evleri tasarımlarının zerafetleri ve şıklıklarıyla tüm dünyanın ilgisini fazlasıyla üzerlerinde topluyorken, Londra ise Hardy Amies gibi modacıların kusursuz dikişli süitleri ve salon terzilerinin resmi kraliyet tuvaletleri ile ünlüydü.Dolayısıyla haute couture üretimi hem Fransa hem de Britanya için ülkenin prestiji ve ekonomisi adına tartışmasız çok önemli bir faktördü. Savaş yıllarına kadar varlıklı özel müşterilere geleneksel tarzda hizmet vermeye devam eden moda evleri savaş sonrasında yeni pazar arayışlarına girdiler. Yüzyıl ortalarına gelindiğinde parfüm koleksiyonları yaratmaya, butikler açmaya ve dünya çapında ünlenen tasarımlarının patentlerini almaya başladılar. 1950’lerin sonunda ise dönemin önemli moda evleri dev markalar haline geldiler.
Savaş Sonrası ve “Théâtre de la Mode”1939 Paris’inde aralarında Chanel, Schiaparelli ve Balenciaga’nın da bulunduğu 70 adet kayıtlı moda evi mevcuttu. Bu gösterişli endüstri Fransa’nın savaşa katılması ve Paris’te savaşın varlığının hissedilmeye başlanmasıyla bir hayli sarsıldı. O dönemde Almanlar haute-couture üretimleri Berlin’e taşımayı amaçladılarsa da, Paris Couture Sendikası Başkanı Lucien Lelong bu duruma “Couture ya Paris’tedir, ya da hiçbir yerde” diyerek karşı koydu. 1945-46 yıllarında Parizyen haute couture’cüler Christian Bérard ve Jean Cocteau gibi sanatçılar tarafından yaratılan yaklaşık 200 adet cansız mankenden oluşan ve dünyayı dolaşan “Théâtre de la Mode” (Moda Tiyatrosu) sergisini yarattılar. 1946 yılından itibaren de moda çevreleri yavaş yavaş bu yeni oluşumun etrafında toplanmaya başladı. Ancak küçücük sobaların etrafında soğuktan büzüşerek ısınmaya çalışan dünya güzeli mankenlerin, üzerlerine kalın kazaklar giyerek dikiş diken yetenekli terzilerin hali gerçekten yürekler acısıydı. Atölyelerde maalesef bütün makineleri çalıştırmaya ya da aydınlatmaya yetecek kadar elektrik yoktu. Théâtre de la Mode, bu ekonomik dar boğaz yıllarında savaş kurbanları ve Fransız modası için bağışlar toplamak adına tüm Britanya’yı, İskandinavya’yı ve ABD’yi dolaştı.
Dior kendi haute couture moda evini 12 Şubat 1947’de kurdu ve kısa sürede Paris modasının parlayan yıldızı oldu. Onun seksi koleksiyonu düşük omuzları, büstiyerleri, kemerlerle sarılmış incecik belleri, uzun etekleri ile savaş dönemi modasının maskülen tarzının tam bir antitezi gibiydi.Amerikan Harper’s Bazaar dergisinin editörü Carmel Snow’un o ayki sayısında attığı “New Look” başlığı yalnız Dior’un koleksiyonununa değil, moda dünyasında girilen yeni döneme de adını verdi. Londralı modacı John Cavanagh ise bu yeni stili “kadın bedeninin yüceltilmesi” olarak tanımlıyordu.
Aslında “New Look” koleksiyonunun yaratılması için kullanılan kumaş miktarı savaş yıllarının yarattığı o ekonomik kriz ortamında bir yanıyla yüz kızartıcı bir durumdu. Bu yüzden koleksiyon önce Kraliçe Elizabeth ve Londra’daki Fransız Konsolosluğu’nun soylu aile bireylerinden oluşan küçük bir topluluğa gizlice sunuldu. İngiliz Ticaret Odası tarafından çok ayıplanmış olmasına rağmen özellikle de Prenses Margaret’in giysilerin dişiliğinden ve gençliğinden etkilenerek çok benimsemesinin ardından “New Look” koleksiyonu tüm dünyada da popüler oldu.
Amerikan Harper’s Bazaar dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Carmel Snow, “Bir moda editörünün görevi moda akımlarını henüz moda olmadan fark etmek ve ilan etmektir” diyor ve ekliyor: “Modacılar koleksiyonlar yaratır, fakat moda dergilerinde yayınlanmadan hiçbir ürün moda olarak yerleşemez ya da kabul görmez.”Dolayısıyla geçmişten günümüze stil ve moda dergilerinde yayınlanan fotoğraflar ve ilüstrasyonlar modanın algılanmasında ve tüketiciye sunulmasında çok önemli bir rol üstlendi. Savaş sonrası dönemde ilüstrasyonlardan çok fotoğraflar önem kazanmaya başladı. Doğal ışık kullanılarak, Suzy Parker ve Barbara Goalen gibi dönemin ünlü fotomodelleri ile sıra dışı mekanlarda ve dramatik pozlarla çekilen moda fotoğrafları moda editörlerinin benimsediği yeni modern tarzı yansıtıyordu.
İlkbahar/Yaz - Sonbahar/Kış…
Moda evlerinin ilkbahar/yaz ve sonbahar/kış olmak üzere yılda iki koleksiyon hazırlayıp defilelerle sunmaya başlamaları da o yıllara rastladı. Belirli bir ritüel içinde gerçekleştirilen defileler önce günlük giysilerle, yani sabah kıyafetleri ve öğleden sonra kıyafetleri ile başlıyor, sofistike gece elbiseleriyle son buluyordu. Haute couture müşterileri gardıroplarını her sezon yenilemek için özel zaman ve efor harcıyorlar, tasarımcılarla dostluk kurmaya çalışıyorlardı.
Defilelerde günlük kıyafetleri resmi öğleden sonra elbiseleri, kokteyl elbiseleri, tüm gece kullanılacak davet elbiseleri ve daha kısa süren davetlerde giyilebilecek gece elbiseleri izliyordu. Kıyafetler arasındaki bu sınırlamalar aradan yıllar geçtikçe ve sosyal kodlar kırılmaya başladıkça azalarak, sadeleşmeye başladı.İlk kez 1920’li yıllarda ortaya çıkan kokteyl elbiseleri savaş sonrasında yeniden popüler oldu. Bu elbiseler akşam saat 6 ile 8 arası genellikle ayakta geçirilen ve çok da yakın olmayan davetlilerin bulunduğu kokteyllerde giyilirdi. Bu kostümlere zaman zaman eldivenler de eklenir, etekler zarif detaylarıyla dikkat çekerdi. Christian Dior 1954’te yayınlanan “Küçük Moda Sözlüğü” kitabında kokteyl kıyafetlerinin oturulduğu zaman kırışabilecek siyah tafta, saten, şifon ve yün kumaşlardan tercih edilmesi gerektiğini yazmıştı. Zamanla, eldivenlerle ve şapkayla kombine edilen “siyah mini elbise” bu tür kokteyllerin vazgeçilmez ikonu haline gelecekti.Gece kıyafetlerinin sunulduğu defileler gece elbiseleriyle başlıyor, dans elbiseleri, uzun gece elbiseleri, ihtişamlı gece elbiseleri ve özel gala elbiseleri olarak çeşitlenerek sıralanıyor, ve en son gelinlikle tamamlanıyordu. İşlemeler ve mücevherlerle süslenen tuvaletler resepsiyonlarda, balolarda, opera ve tiyatro galalarında giyiliyordu. Bazı kıyafetler ise çok özel bir davet için ve sadece bir kez giyinmek üzere dikiliyordu. Ünlü modacılar bir yandan da önemli diplomatik davetler ve resmi toplantılar için müşterilerine çok pahalı haute couture kıyafetler dikiyorlardı.
Couture’ün yaratılışı özellikle de Fransa için milli gurur meselesiydi. “Podyumdaki mankenlerim yeni bir modayı yaymak amacıyla dünya sularını fethe çıkan ihtişamlı bir donanmayı andırıyor”, diyen Christian Dior’un bu sözleri o gururun boyutlarını fazlasıyla yansıtıyordu.Dior’un 1957 yılında ölümü modanın bu altın çağının sona ermesine neden oldu. Değişen sosyal ve ekonomik koşullar modayı özel haute couture atölyelerindeki kişiye özel üretimden, endüstrileşmenin de etkisiyle seri üretime, büyük caddelerdeki butiklere taşıdı. Altın Çağ’ın mirası bugün hala Paris’teki haute couture moda evlerinde ve Savile Row’un özel sipariş atölyelerinde sürdürülmeye devam ediyor.Ve her ne kadar üretim biçimleri bugün çok farklı olsa bile tasarımcısından üreticisine tüm moda endüstrisi hala Dior’un açtığı o yolda ‘yeni görünüm’lere ve yeni stillere doğru aynı inançla ilerliyor.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sezonun gözde modelleri "Oxford" diye adlandırılan maskülen izler
taşıyan bağcıklı modeller ve bilekte sona eren botlar. Platformlar da
bu kış da aynen devam ediyor. Sezonun moda renkleri ise yine siyah ve
çikolata tonları ile gold , gümüş , bronz ve kurşuni gri tonlar.



Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Dinamik ve modern bayanların tercihi Tita, 2007-2008 sonbahar/kış sezonuna özel hazırladığı koleksiyonundaki triko ve elbiseler sonbahara damgasını vuruyor.

Trapez kesimli, 60’lı yılların görüntüsünü günümüze taşıyan kuplar, kemerlerle tamamlanan triko örgülü modeller, grafik baskılı örme elbiseler göz alıcı renkli opak çoraplar ve platform topuklu ayakkabılarla tamamlanıyor. Modayı takip eden ve şıklıklarından asla vazgeçmeyen bayanlar ise soluğu Tita mağazalarında alıyor.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı